bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Aynı Anda İki Kişiyi Sevmek / Birden Çok Kişiyi Sevmek

Aynı Anda İki Kişiyi Sevmek / Birden Çok Kişiyi Sevmek

Geçmişten bugüne, insan ilişkilerinin temelini oluşturan, insanı sosyal bir varlık olarak topluma hazırlayan kurum olan aile, yapısı ve şekli değişkenlik gösteren bir unsurdur. Bu değişimler yaşanan coğrafyaya, kültüre, medeniyete, zamana ve aileyi oluşturan insanlara göre farklılıklar göstermiştir. Kimi kültürlerde aile yapısı birbirini seven iki insanın yan yana gelişini temel alarak kurulmuş kimi durumlarda ise birbiriyle olmanın işe yararlığını (  evliliğin huzur, mutluluk, rahatlık sağlaması gibi) keşfeden insanların bir araya gelişiyle kurulmuştur. Kimi kültürlerde erkeklerin çok eşliliğe izni olup kadınlara çok eşlilik yasaklanırken kimi kültürlerde tam tersi söz konusu olabilmektedir. Zamanla ve modernleşmenin etkisiyle kültürlere ait yapılar çözülmüş ve evlilik konusunda bütün dünyada kabul edilen bir bakış açısı hâkim olmuştur: Monogami (Tek eşlilik) / Monoamori.

Yani alt kültürlerden ve sosyal yapılardan daha güçlü bir üst kültür, bütün insanlara etki ederek insanın sosyal ve kültürel açıdan tek eşliliği kabul etmesini sağlamıştır. Peki…

Biyolojik açıdan insan tek eşli bir tür müdür?

İnsanlar eş seçimi konusunda çeşitliliklere sahiptir. Biyolojik açıdan insanları farklı insanları sevmekten, farklı insanlarla cinsellik yaşamaktan, farklı insanlardan çocuk yapmaktan alıkoyan bir durum söz konusu değildir. İnsanlar çok eşli olabilecek potansiyele sahiptir. Fakat insanlar sosyal/ toplumsal nedenlerden dolayı bunu sergilemek istemeyebilir. 

  • Bir erkek 100 yaşına bile gelse çocuk yapabilecek potansiyele sahiptir. 
  • Bir kadının 2. çocuğunu doğurduktan sonra kotası dolmaz. Kadın çocuk yapmaya devam edebilir. 
  • Çocuk yapan çiftler daha sonra sosyal yaşamlarındaki krizlerden etkilenip farklı eşlerle yollarına devam edebilir. Biyolojik açıdan buna da bir engel yoktur.

Gelişmiş bir beyin yapımızın olması gelişmiş sosyal ağlar kurmamızı sağlıyor. Beynimizin içerisinde yaşattığımız duyguların, düşüncelerin etkisi, kim olduğumuzu ve dünyamızı nasıl algıladığımızı şekillendiriyor. Bu sosyal ağın içerisine koyduğumuz flörtleri, sevgilileri... -Yani romantik ilişkilerin tamamını- neslimizi devam ettirme içgüdüsüyle kurmuyor olabiliriz. Öyle hayvanlar gibi her romantik ilişkiye cinsellik beklentisi ve hevesiyle başlamayız. Hatta romantik ilişkiye ‘senden çocuğum olsun istiyorum’ zihniyetiyle başlamak günümüzde pek mantıklı bir yöntem değildir. Önce tanışmak, zaman geçirmek, seni seviyorum demek, el ele tutuşmak ve ardına gelen bir sürü sıralı gereklilikleri yerine getirmek gerekir. Karşımızdaki kişi toplumdaki diğer yansımaları (çiftleri) gözlemleyerek büyüdüğü için bu sırayı izlemezsek onun normaline uygun olmayan bir biçimde hareket edebiliriz. Bu sırayı izlemekten sıkılanlar, kaçınanlar yalnızca cinselliklerini paylaşmaya yönelebilmektedirler. Tek gecelik ilişkiler, uzun süren cinsel arkadaşlıklar… Görüldüğü üzere biyolojik açıdan kompleks bir beyne sahip olmamız eş seçimine bakış açımızı etkiliyor. 

                            POLİAMORİ

      (Aynı Anda Birden Çok Kişiyi Sevmek)

Evlilik toplumu düzenleyen bir yapı haline yeni gelmedi. Çağlar öncesinde evlilik toplum içerisinde kurumsallaşan bir yapı halini almaya başlamıştı. O dönemlerde insanların kısa hayatları, savaşlarla dolu güvensiz bir çevreleri vardı. İnsanlık tarihi boyunca savaşsız geçen sadece birkaç yüzyıla sahip olduğumuz düşünüldüğünde ne kadar kaotik bir dünyada evlilik kurumunun oluştuğunu anlayabiliriz. İnsanlar güvende olacakları bir barınağa, güvende hissedecekleri bir insana bağlı yaşamak istiyorlardı. ( Şu an bile bunu istemiyor muyuz? ) Modernleşmelerle beraber son 200 yılda evlilik kurumu özgür seçimlerin olduğu romantik bir ideal, hedef haline geldi. İnsanlar aşık oluyor, seviyor, kendi ideal dünyalarını karşısındaki insanla paylaşıyor ve karşısındaki insana anlamlar yüklüyor. Böylece aşk tek bir kişiye indirgenen, anlam bulunan bir yapıya yani monogamiye evrildi. Edebiyatçılar aşklarını tek bir kişiye yazdılar, tarih tek kişilik aşkları benimsedi, sosyal hayat buna göre düzenlendi.  Peki ne oldu da aynı anda iki kişiyi sevenlerin varlığı ortaya çıktı? Toplum tarafından bu insanlar nasıl kabul edildi? 

Sorgulanarak. Zira, 

“Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez.”

 

  • Kadın haklarına yönelik çalışmalar yapan insanlar
  • Sivil halkların hak hareketleri
  • LGBTİQA+ hareketinin toplumlarda yükselişi

Bu üç grubun eylemlerinden dolayı toplumlarda heteroseksüel ilişkiler sorgulanmaya başlandı. Heteroseksüellerin dünyasında yaşanan aşkın anlamı sorguya açıldıkça anormal davranışlara sahip insanların varlığı da ortaya çıkıyordu. Poliamori de toplumun normalleri arasında -çoğunlukla gizli saklı- yaşanan anormallerden birisiydi. Tanımlandı ve ismi oldu. 

Tanım

Poliamori, bireylerin birden çok sevgiliye sahip olabildikleri, söz konusu ilişkiye dahil olan herkesin bu durumun bilincinde olup bunu onayladığı bir ilişki türüdür.

Yani; Poliamori, bir aldatma değildir. Çünkü aldatma bir sadakatsizlik ve ihanet içerir. Cinsel ve romantik açıdan ilişki içerisinde olan poliamoriler genellikle:

  • bir çift (2 kişi) + bir insan (1 kişi) 
  • iki çift insan (2+2 kişi) 

biçiminde ilişkiye girerler.

Farkındalıkları normal bir birey düzeyindedir, ilişkilerinin sorumluluklarının farkında olabilirler. Rastgele bir cinsellik anlayışıyla hareket etmezler.  

Aileyi oluşturan benimsenmiş tek eşli modelin dışına çıkıyorlar. Tek bir anne/baba yerine birden fazla anne/ babayı uygun buluyorlar.

Peki bu insanlar nasıl oluyor da bir başka bedeni, aklı, ruhu sevebiliyor? Nasıl başkasıyla cinselliklerini paylaşabiliyorlar? 

Romantik ilişki içerisindeki bütün insanlar ‘biz’ olarak yaşarken çok daha rahatlar. Çok daha huzurlu hissediyorlar. Çünkü hayatın zorluklarına tek başlarına göğüs germiyorlar. Yanlarında daima olacak ve onu koruyacak, savunacak bir ben daha olması insanların psikolojik iyi oluş düzeylerini arttırıyor. Fakat bu ‘biz’ oluş ben olmaya, kişinin kendi yeterliklerine zarar veriyor. Günlük hayatın içerisinde kendi başına düşünemeyen, kendi başına karar alamayan, kendi hayatını yaşayamayan insanlar söz konusu olabiliyor. Bu nedenle ilişkilerde benliği koruyabilmek ve biz olma potasında erimeden kendi sınırlarını koruyarak romantik ilişkiyi yaşamak önemlidir. Poliamoriler içinse bu şekilde bir hayatın sürdürülebilmesi için yaşama ve sevgiye yüklenen anlamların ‘ben’ odaklı olması gerekiyor. Kendi öznel kimliklerini ‘biz’ potasında eritmeyeceği kişilerle ilişkide bulunmaları gerekiyor. Çünkü sahip olmak ve olmak arasındaki çizgiler poliamorilerde çok net. Birisiyle ilişki içerisindesiniz ama ona sahip değilsiniz. O kişi başka biriyle de ilişki içerisinde ama o kişi de ona sahip değil. Görüldüğü üzere kişisel sınırlar, diğerinin sınırlarının başladığı yerde bitiyor. 

Fakat biz insanlar özellikle sevdiğimiz insanlar konusunda doyumsuz olabiliyoruz. ( Kana kana içip doyamadığımız sular gibi) . Poliamoriler için de en büyük problem kıskançlık oluyor haliyle. Bu problemle baş etme biçimleri genellikle konuşarak çözmeye çalışmak oluyor. Fakat ilişkinin içinde olmanın yetmediği, ‘sahip olmak’ isteyen insanı konuşmak durdurmayacaktır. Çoğumuz romantik ilişkilerde yalnızca aşka, duyguya, düşünceye değil karşımızdaki bedene, ilgiye, yönelime de sahip isteriz. Aşkın tek öznesi olmayı isteriz. Aşk bir tür idealdir bizim için ve biz onunla kendimizi yüceltiriz. Sevginin saf, temiz, diğer insanlardan arınık oluşu hatta kadının cinselliğini başka insanlarla paylaşmamış olması kültürlerde yüceltilen bir durumdur. Kendini yalnızca sevdiğine saklayan yüceltilir hep. Onun şiiri yazılır, onun filmi çekilir.

 

Poliamoriler Ne İstiyor?

Tıpkı cinsel kimliği/ yönelimi konusunda farklılıkları olan insanların, “Ben de varım, beni olduğum gibi kabul edin. Olmamı istediğiniz değil!” tepkileri gibi poliamoriler toplumlar tarafından dışlanmak istemiyorlar. Niyetlerinin, kim olduklarının anlaşılmasını istiyorlar.

Nasıl eşcinsel hareketi, eşcinselliğin heteroseksüelliğe bir üstünlüğü olmadığını ama heteroseksüellik karşısında bir “sapkınlık” da olmadığını, yalnızca farklı bir duygusal-cinsel bir yönelim olduğunu anlatmaya çalıştıysa, çoklu aşkı seçenler de tek eşliliğe üstünlük iddiaları olmadığını, ama bir sapkınlık ya da hastalık olarak da görülmemeleri gerektiğini anlatmaya çalışmaktadır.

Toplum Gerçekleri

Günümüzde tek eşliliğin toplumlarda yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki kaç kişi evli olduğu halde başkasına romantik çekim duyuyor? Bunun istatistiğini çıkarmak bile zordur. Evliliğe en çok zarar veren eylemlerden birisi de evlilik dışı cinsel ilişkilerdir. Kaç kişi evli olduğu halde bir başkasıyla cinsellik yaşıyor? Romantik ve cinsel çekimlerin sonucunda birçok aile günümüzde dağılıyor. Meşru sevdalar ve gayrı meşru sevdalar. Kişiler kendilerini tam olarak tanıyamadan evlenip başkasını tanımak istiyorlar. Ben olamadan biz olmak istiyorlar ve büyük ihtimalle tek eşliliği tercih eden bir insanla evleniyorlar. Bu nedenle aileler dağılabiliyor.

Toplumdaki aldatma oranları bu konuda doğrudan kaynak olamaz çünkü poliamori bir aldatma biçimi değildir. Aldatma üzerine kurulu bir düşünce sistemi yoktur. Fakat çiftlerden yalnızca birisi çok eşliliğe açıksa ve diğeri buna kapalıysa aldatmaya varan eylemlere gerekçe olabilir. Bir kişi, yıllarca, evli olduğu kişiyi aynı kişiyle aldatıyor olabilir. Hatta çiftin her iki üyesi de uzun yıllar boyunca birbirini bir başkası ile aldatıyor olabilir. Burada konuşulması gereken bir mesele vardır. Eğer ortada bir sevgi kaybı yoksa, çiftler birbirini anlayışla, şefkatle sevmeye devam edebiliyorsa, ilişkileri ilk günkü gibi heyecanlara açıksa, etkinlikler varsa ve bütün bunların yanında çiftlerden birisi ya da ikisi cinsel ve/ veya romantik hayatına başkasını alıyorsa burada konuşulması gereken bir konu vardır. 

Çünkü bu yalnızca bir kaçamak değildir.