bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Neden Sinirleniriz, Neden Üzülürüz?

Neden Sinirleniriz, Neden Üzülürüz?

Önemli : Aşağıdaki bilgiler Bilişsel Davranıșçı Terapi bakış açısıyla hazırlanmıştır. 

İnsanın ve iletişimin olduğu yerlerde sorunlar ve güzellikler iç içe geçmiş halkalardır. "Sinirlerime hakim olamıyorum, çok üzülüyorum, bu sözlerine çok kırıldım ya da alındım." cümlelerini her zaman duyarız. Bu sitemleri bazen çok iyi anlarken bazen de anlamakta zorlanırız.

Peki neden aynı sözlere bazı insanlar ağlarken bazıları kahkahalarla güler? Ya da bazılarını çok sinirlendiren şeyler bir diğeri üzerinde hiç etki bırakmaz? 

İnsanlar, yanında düşünmeden rahatça konuştuklarımız ve acaba yanlış anlar mı diye kaygılandıklarımız olarak ikiye ayrılır. İlk grubun yanında rahatça konuşuruz çünkü yanlış anlamayacaklarını biliriz. Diğer ekibin ne düşüneceğini bilmediğimiz için üç kez düşünür bir kez söyleriz. Yani buradaki ölçüt karşı tarafın algılayıș biçimidir. Bugün sizinle algı, duygu ve davranış arasındaki ilişkiyi konuşacağız. 

Zülfü Livaneli ‘Elia ile Yolculuk’ kitabında şöyle der : "Dünyada iyi insan kötü insan diye bir şey yoktur. Herkes birbirini kendi egosunun çatlaklarından izler, hayat bir yanlış anlamalar bütünüdür." Stoacı filozoflardan Epiktetos da “İnsanları şeyler değil, onları nasıl gördükleri rahatsız eder.” demiştir. Kendileri Bilişsel Davranıșçı Terapist değiller ama işin özünü çok güzel özetlemişler. 

Duyular (görme, işitme, koklama, tatma, dokunma) beyindeki belirli noktalar uyarıldığında otomatik olarak gerçekleşen eylemlerdir. Yani bir ses çıktığında işitmeyle alakalı bir sorunumuz yoksa otomatikmen duyarız.  Algılama ise bilgi edinmek, fikir üretmek, anlamlandırmak için duyularımızın değerlendirilmesinin bir sonucudur. Algımız; tecrübelerimizden, yetiştirilme biçimlerimizden, çocukluk yaşantılarımızdan fazlasıyla etkilenir. Yani bir olay yaşandığında, duyular aracılığla (onu gördüğümüzde, duyduğumuzda, dokunduğumuzda vs) alınan bilgiye, tecrübe ve fikirlerimiz doğrultusunda bir anlam yükleriz. Yüklediğimiz anlamlar = algılarımızdır. Algılama süreci bittikten sonra hissettiğimiz duygulara göre de tepkiler veririz. Kafanızda soru işaretleri oluştuysa çok doğru noktadayız, hemen örneklere geçiyorum.

Bazı kadın/erkekler sevgili ya da eşleri tarafından kıskanılmadıklarında rahatsız olurlar. Karşı tarafın kendisini yeterince sevip önemsemediğini düşünürler. “Sevseydi kıskanırdı.” gibi cümleleri hepimiz duymuşuzdur. Bazı kadın/erkekler ise kıskanıldıklarında rahatsız olurlar. “Beni sevseydi güvenirdi, sevseydi bu kadar baskı kurmazdı.” gibi cümleleri de duymuşuzdur. Biri için sevginin ifadesi olan davranışlar bir diğeri tarafından kısıtlanma ve baskı olarak algılanıp öfkeye yol açabilir. Buradaki en temel nokta kişilerin aynı davranışlara yükledikleri farklı anlamlardır. 

Diyelim ki bir arkadaşınız küçüklüğünden beri kilosuyla alakalı problem yaşadı, hiçbir zaman kendi istediği görüntüde olamadı.Ek olarak akran zorbalığına, aile baskısına maruz kaldı. Eğer hala dış görünüşüyle barışık değilse kendi düşünceleri “Çok çirkinim, kendimi beğenmiyorum” yönündeyse, onun görünüşüyle alakalı söylediğiniz bir söz ya da yaptığınız bir şaka yanlış algılanabilir. Bu algı sonucunda muhtemelen üzülür ya da öfkelenir ve duyguları doğrultusunda tepkiler verir. Mesela ağlayabilir, küsebilir, bir anda durgunlaşabilir ya da bağırabilir. Tepkileri çeşitlendirebilirsiniz.   

Bir olay/durumla karşılaştığımızda aklımıza birçok fikir doluşur. Bunlar istemsizce oluşan fikirlerdir ve otomatik düşünceler ismi verilir. Az önceki arkadaş üzerinden anlatacak olursak birisi tombiş diyip yanağını sıktığında ya da kilosuyla alakalı espriler yaptığında şunları düşünmesi muhtemeldir. “Çirkinim, beni beğenmiyorlar, benle dalga geçiyor vs” Bu düşünceler doğruluğu kanıtlanmamış ve istemsizce beynimize doluşan fikirlerdir. 

İçinizden “Her şeyi biz yanlış anlıyor olamayız, bazen sinirlenmek gerekir.” diyorsanız kesinlikle haklısınız. Biri size vuruyorsa, hakaret ediyorsa, size maddi manevi zarar verecek şekilde davranıyorsa öfkelenmeniz ya da üzülmeniz normaldir. Hatta hayattaki sınırlarımızı çizebilmek için hangi davranışlara sinirleniyoruz ve üzülüyoruz bunları bilmek önemlidir. Sadece öfke ve kaygılarımız ne kadar gerçekçi ve hayatımızı gerçekten kolaylaştırıyor mu bunları fark etmek önemlidir.

Örneğin biri sizi sürekli tehdit ediyorsa bu durum karşısında öfkelenmeniz ya da korkmanız normaldir. Ve bu durumdan kurtulmak için neler yapabileceğinizi düşünmek işlevsel olacaktır. 

Öfkeyi bir de başka açıdan ele alalım. Eğer eleştirel ebeveynlerle büyüdüyseniz, sürekli baskı ve kontrol hissettiyseniz ileride otoritelerle sorun yaşama ihtimaliniz vardır. Sevgiliniz, anne babanız, arkadaşınız ya da büyüklerinizden tavsiye ya da herhangi bir söz işittiğinizde öfkelenip tepki gösterebilirsiniz. Çünkü söylenen her söz size emir, komut, baskı faktörü gibi gelecektir. Bu da küçüklük yaşantılarından kaynaklanmaktadır. Halbuki bazen insanlar sadece konuşmak için konuşur ya da yardım etmek için söyler. Ya da bazı insanlar yardım ederek kendini değerli hisseder. Ama o an sizin zihninizden “Ben bunu zaten yapabilirim, ne diye karışıyor ki, bana baskı yapıyor, yetersiz değilim!” gibi yüzlerce düşünce geçebilir. Bu düşünceler öfkeye, öfke de bağırmanıza sebep olabilir. 

Özetleyecek olursak bir durum ya da olay yaşanır, onu kendimizce algılarız, algımız bir duyguya sebep olur, duygularımız da davranışlarımızı etkiler.

Bu durumları kendinizle ilgili birçok olaya uyarlayabilirsiniz. Burada kendinize sormanız gereken bazı sorular vardır. Sinirlendiğim/üzüldüğüm/korktuğum zamanlarda hangi davranışlara, olaylara maruz kaldım? Bunlar benim için ne ifade ediyordu? O an aklımdan ne geçti, ne düşündüm? 

Son bir örnekle yazıyı tamamlayalım. Ben soracağım, siz içinizden cevaplayın. 

Yolda yürürken bir tanıdığınız selam vermeden yanınızdan geçti.

  • Bilerek selam vermediğini ve sizinle konuşmak istemediğini düşündünüz. Ne hisseder, ne tepki verirdiniz?
  • Gördüğünü ama konuşacak durumda olmadığını, olsaydı muhakkak konuşacağını düşündünüz. Ne hisseder, ne tepki verirdiniz?
  • Görmediğini düşündünüz. Ne hisseder, ne tepki verirdiniz?
  • en önemli soru: Böyle bir olayı yaşasanız ilk hangi ihtimal aklınıza gelirdi?

 

Başkalarının sözleri ve davranışları izin verdiğimiz kadar hayatımızdadır. Sözlerini bıçak kadar keskinleştiren de bir tüy kadar hafifleştiren de bizim algılarımızdır. Peki sizin hayatınız nasıl? Kuş tüyü yastıklarda mısınız yoksa bıçak sırtında mısınız?