bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Psikolojim Güçten Düştü Protein Tozu Mu Alsa? / Bölüm 3

Psikolojim Güçten Düştü Protein Tozu Mu Alsa? / Bölüm 3

Psikolojim Güçten Düştü Protein Tozu Mu Alsa? / Bölüm 3

     Serini son bölümüyle sizlerle birlikteyim. Sakın üzülmeyin yeni serilerde görüşeceğiz. Şimdiye kadar neler konuştuğumuzu hatırlayalım. Psikolojik dayanıklılığın ne olduğundan, etkileyen faktörlerden ve tahammül seviyemizi oldukça düşüren rollerden bahsettik. Şimdi dayanıklılığımızı arttırmak için neler yapabileceğimizi konuşma vakti. Buyurun başlayalım!

   

1.Ben ne hissediyorum?

Danışmalarda sıkça kullandığımız bir sorudur. “Bu sana ne hissettirdi? Şuan nasıl hissediyorsun?” Bizi zorlayacak durumlarla her an karşılaşırız. Bunların çok büyük olaylar olmasına gerek yok.Bir söz, davranış, bir bakış olabilir. Kendiniz hakkında düşünmeye başladığınızda ‘Aman ne olacak ki?’ diyerek halı altına süpürdüğünüz her şeyin birikerek sizi tükettiğini göreceksiniz. O yüzden kendinizi tüketmeyin. Huzursuz hissediyorsanız derin bir nefes alın ve “Beni burada rahatsız eden neydi, ne hissettim?” diye düşünün. 

  İnsanlar genelde “Öfke hissettim, öfkelendim.”diyebilirler. Çünkü öfkeyi ifade etmek daha kolaydır. Halbuki altta yatan başka hisler öfkeye sebep olabilir. Eğer karşı tarafın davranışı sizin benlik saygınızı zedeliyorsa, kendinizi değersiz hissettiriyorsa, sevgiye layık olmadığınızı hissettiriyorsa, koşulsuz sevgi görmüyorsanız, olduğunuz gibi kabul edilmemişseniz bu dışarıya öfke olarak yansıyabilir. Sinirlendim demek, bana kendimi değersiz hissettiriyorsun demekten daha kolaydır. Tıpkı “Karnım ağrıyor” demenin “Canım acıyor, çok üzgünüm” demekten daha kolay olduğu gibi. 

 

2.Neye ihtiyacım var?

Çok yoğun bir hafta geçirdiniz, biraz durmaya mı ihtiyacınız var? Boş boş yatmaya mı yoksa deliler gibi çalışıp başarılı hissetmeye mi? Sevgiye mi ihtiyacınız var yoksa anlaşılmaya mı? Çok destek verdiniz artık destek almaya mı? Hep çok güçlüyseniz biraz da güçsüz olmaya mı? Bu kombinasyon sonsuza kadar gidebilir. Önemli ola neye ihtiyacınız olduğunu fark edip bunu gidermek için en uygun kişiyi seçmek. 

Unutmayın ki siz neye ihtiyacınız olduğunu bilmezseniz buna uygun davranamazsınız ve insanlara da gösteremezsiniz. Sonucunda, bir önceki yazıda anlattığım gibi kurban rolü devreye girer. Suçlayıcılık başlar. “Asla beni anlamıyorlar, ihtiyaçlarımı görmüyorlar!” İhtiyaçlarımızı belli etmenin sorumluluğunu almayı genelde unuturuz. Şöyle bir örnekle açıklayalım. Sabahtan evdeki aile üyelerine makarna yapacağınızı söylüyorsunuz. Gün içinde dolabı açıp makarna var mı diye bakmıyorsunuz ve yemek saati geldiğinde makarna olmadığını fark ediyorsunuz. Dışarıdan gelen üyelere makarna almadıkları için kızıyorsunuz. Burada sorumluluk kime ait? Kalbimizin dolaplarına bakmayı unutmayalım. 

 

3.Bana Ne? Diyebilme Tekniği

Bu isim kitaplarda geçmez. Patenti tamamen bana ait. Hemen ne olduğunu açıklayayım.  Olaylar ve durumlar büyük boyutlara ulaşmadığı yanlış yerlere gitmediği sürece, yani size gerçekten ihtiyaç olmadığı sürece ; sizin müdaheleniz olmadan da çözülebilecek durumlara karışmamak anlamına geliyor. Hemen örnek veriyorum. Geçen hafta bu tekniği ödev olarak verdiğim bir danışanım vardı. İlk geldiği zamanlar yoğun sınav kaygısı yaşıyordu, psikolojik sağlamlığı oldukça düşmüştü ve ailesine karşı tahammülü kalmamıştı. Onlarla kavga etmemek için odasından çıkmıyordu. Ve iletişimsizlik durumları daha kötü hale getiriyordu. Bir hafta boyunca, normalde müdahele ettiği ama ona ait olmayan üç soruna karışmaması gerektiğini söyledim. Son danışmayı yaptığımızda çok rahat bir hafta geçirdiğini, aile üyelerine karşı daha sevgi dolu olduğunu ve hatta oturup onlarla sohbet ettiğini belirtti. Karışmaktan imtina ettiği olaylar sırasıyla şunlardı :

  • Annesi ve ortanca kardeşinin tartışması
  • Babası ve küçük kardeşinin tartışması
  • Ortanca kardeşle küçük kardeşin tartışması

Normal şartlarda araya girip olayı çözmeye çalıştığını ve iki tarafı da memnun edemediğini belirtti. Çünkü birine hak verdiğinde diğeri sinirleniyordu. Bazen tartışmaların iki kişilik olduğunu ve iki tarafın arasında çözmesi gerektiğini unuturuz. Onlara yardım ettiğimizi zannederken tüm sorunları onlar adına çözmeye çalışarak problem çözme becerilerinin gelişmesine engel oluruz. Yani yaptığımız yardımlar hem bizim hem karşı tarafın psikolojik dayanıklılığını olumsuz yönde etkiler.

 

4.Sosyal Yetkinlik Arttırma

Kendin için ve başkaları için yapabileceğin iyilikleri düşünebilirsin. Tabii ki yukarıda anlattığım gibi değil. Mesela belirli günleri ya da saatleri sadece kendiniz için ayırabilirsiniz. Sokak hayvanları için küçük kutulardan evler yapabilir ya da onları besleyebilirsiniz. Buradaki tek önemli şey sizi yormayacak ve mutlu edecek iyilikler olması. Gerisi tamamen size kalmış.

 

5.Umut ve İyimserlik

Değiştiremeyeceğiniz olayları kabullenip değiştirebileceğiniz kısımlar için çabalayabilirsiniz. Okan Bilgin hocanın dediği gibi “Hayatın sizin için çaldığı müziği seçemezsiniz ama onunla nasıl dans edeceğinizi seçebilirsiniz.”

 

6.Aile ve Çevre ile İlişkiler Güçlendirme

Oksitosin hormonu mutluluk hormonu anlamına gelir. Yapılan araştırmalar bu hormonun en çok doğum anı ve doğum sonrasında salgılandığını tespit etmiştir. Yani bebekken size bakım veren kişiler kimse (genelde anne baba olur), büyüdüğünüzde de onların yanında olduğunuzda beyniniz oksitosin hormonu salgılamaya başlıyor. Ailenizle daha çok vakit geçirebilirsiniz. “Onlar oksitosin hormonumu daha çok düşürüyor ben de yukarıdaki danışan gibiyim” diyorsanız, iletişim kurarken sizin sorumluluğunuzda olan kısımları gözden geçirebilirsiniz. Ve tabii ki arkadaşlarınızla iletişimi, aramalarınızı güçlendirebilirsiniz.

 

7.Çevreyi Düzenleme

Kendinize ait bir odanız varsa dekorasyon değişiklikleri yapabilirsiniz. Yoksa size ait ne varsa bir duvar olur, dolap olur, küçük bir masa olur… Kendi zevkinize uygun nasıl değişikler yapabilirsiniz?

 

8.Düzenli Egzersiz

Tabii ki de olmazsa olmaz. İnsan bedeni hareket etmek üzerine programlanmıştır. Onu kullanmadığınızda çürümeye başlar. Dümdüz alışveriş merkezlerinde büyüyen çocukların dağda toprakta büyüyen çocuklara göre daha fazla denge problemi yaşadığı görülmüştür. Masa başında çok fazla oturduğumuzda sırt, bel ağrıları yaşarız. İleriki yaşlarda dizlerin kireçlenmesine sebep olabilir. Yani pandemi olmasa bile hareket etmemiz gerekirken hayatın kısıtlandığı bu dönemlerde muhakkak egzersize önem vermeliyiz. Yürüyüş, fitness, yoga, zumba… ilginizi ne çekiyorsa imkanınız neye el veriyorsa muhakkak yapmalısınız!

 

Benim önerilerim bu kadar. Kişisel gelişiminize önem verin, kitap okuyun gibi önerilere yer vermedim çünkü hepsi sosyal medyada görebileceğiniz ve çok da önem arz eden maddeler. Kendimce farklı gördüğüm noktaları eklemeye çalıştım. Herhangi bir durumda bana site üzerinden ulaşabilirsiniz. 

Yaşadığınız hayatın kolay olmadığını, hayal ettiğim ya da edemeyeceğim bir sürü zorlukla baş ettiğinizi biliyorum. Ancak bir kere yaşayacağız ve hayatımızı en üst seviyede güzelleştirmek sadece bizim sorumluluğumuz. Bu üç yazıyı da okuyarak bu sorumluluğu alabilecek güçte olduğunuzu kanıtlandınız. Psikolojinizin protein tozu almasına gerek yok çünkü siz onu doğal yollarla güçlendirebilecek kapasitedesiniz. 

Başka serilerde görüşmek üzere, sevgiler!

Psikolojik Sağlamlık Seviyenizi Öğrenmek İçin TIKLAYINIZ.

DİĞER BÖLÜMLER:

Bölüm - 1

Bölüm - 2