bibilenden@gmail.com

0536 545 67 21

Sonuna Kadar Öğren

Sonuna Kadar Öğren

Eskiyoruz, bildiklerimiz artık yetmiyor hayata. Her gün onlarca sayfa veri yükleniyor interneteHaberler, araştırmalar buluşlar... Her gün sahip olduğumuz bilgi eskiyor, işe yaramaz ya da yetersiz hale geliyor. Ve bilimsel bilginin hızını takip etmek giderek daha da zorlaşıyor.

Lise yıllarında bazı son sınıf öğrencileri mezun olduklarında lise cesetlerini yırtıp yakarlardı, hatta bazıları ant içerdi: “Şu okul bir bitsin yakacağım bütün kitapları” diye. Birçoğu da gerçekten yaktı o kitapları.

Bilgi çağını yaşayan dünyada kitaplarını yakan insanlar. Bilgiye, öğrenmeye düşman olan, sıyrılmak için çabalayan insanlar. Hadi liseyi bir kenara koyalım. Üniversitede lisans ya da yüksek lisans eğitiminde ilk derslerde öğrencilerin ders hocasına sorduğu ilk soru: “Hocam kaç hafta devamsızlık hakkımız var”. Kaçıyoruz ve kaçtıkça eski de kalıyoruz. 

Dünya değişiyor; işletmeler, çalışma ortamları, çalışma şartları da değişiyor. Eskiden lise ya da üniversite bitiren biri bir işe girer ve belki de hayatı boyunca başka bir bilgiye ihtiyaç duymadan o işten emekli olurdu. Ama artık öyle değil. Günümüzde toplumlar ve işletmeler kendini geliştiren ve yaşam boyu öğrenme becerilerine sahip bireylere gereksinim duymaktadır. Öğrenen toplum, öğrenen örgüt, entelektüel sermaye gibi kavramlar sık sık araştırılan, anlatılan konular haline gelmeye başladı. Yani işi özü işletmeler yerinde sayan bireyleri artık kabul etmiyor ve bunun yanında da gençlik döneminde elde edilen bilgi yaşam süresi içinde yetersiz hale geliyor.

Frederick Pollock’a ait olduğu belirtilen bir söz var: “Bir kitap okuyan her şeyi bildiğini zanneder. İkinci kitabı okuyan kuşkuya düşer. Üçüncü kitabı okuyan hiçbir şey bilmediğini anlar.” Okudukça ne kadar az bildiğini hisseder insan. Vaktinin çoğunu okumaya ve çalışmaya ayıran biri olarak söylemeliyim ki bazen 24 saat yetmiyor. Okunacak, araştıracak o kadar çok şey var ki. 

Okumayı, çalışmayı bazen içten gelerek yaparsınız, bazen şartlar sizi buna zorlar. İçinizi bilmem, umarım içinizde böyle bir istek vardır ama şartlar artık sürekli öğrenmeyi gerekli kılıyor. Artık sadece okulda değil yaşam boyu öğrenmeniz gerekiyor. 

Yaşam boyu öğrenme kavramı ile açıklanmaya çalışılan; bireylerin eğitim ve öğrenme sürecini hayatlarının belli bir bölümüne sıkıştırmanın aksine evde, işte, kafede vb. her yerde ve bütün yaşam boyu sürecek bir süreç haline dönüştürmektir. Özetle sonuna kadar öğren yaklaşımıdır. İş dünyasında ayakta kalabilmek, yükselebilmek için yaşam boyu öğrenme felsefesini benimsemek gerekmektedir. Bu felsefeyi benimseyen kişi hayatta başarılı olur. Başarılı kişiler, herhangi bir sorunun çözümünde ihtiyaç duyduğu bilgiye erişebilen, eriştiği bilgiyi kendi durumuna uyarlayabilen, buna yenilerini ekleyebilen ve edindiği bilgiyi aktif olarak kullanabilen kişilerdir. Kısaca öğrenen ve öğrendiğini uygulayan kişilerdir. 

Konuyu başka bir yerden ele alırsak, yaşam boyu öğrenme biraz da beceri işidir. Öğrenmeyi bilmeniz gerekir. Bunu sağlamak için bilgiyi bulacağınız yeri bilmeniz, okumanız ve pratik yapmanız gerekir. Peki, bireyler bilgiye ulaşma yollarını biliyor mu? Evet, üniversite kütüphanelerinde vize ve final dönemlerinde yer bulamazsınız. 

Burada bir kavramdan bahsetmek istiyorum: “Enformasyon okuryazarlığı”. Okumayı yazmayı bildiğinizden şüphem yok ancak enformasyon okuryazarlığı daha farklı bir kavram. Enformasyon okuryazarlığı, kişinin kendi zayıf ve güçlü yönlerinin farkında olarak enformasyonu nasıl elde edeceğini bilmesidir.  Yani ne öğrenmek gerektiğini bilmek ve bunları öğreneceğin fırsatları iyi değerlendirmekten bahseder. Etrafınıza bir bakın, o kadar çok fırsat var ki öğrenmek için. Halk kütüphaneleri, üniversite kütüphaneleri kitap dolu. İnternette üniversitelerin veri tabanları, makaleler, tezler, yazılar her yer bilgi dolu. Sosyal medya araçlarını kullanarak onlarca yazıya, eğitici ve bilgi dolu videolara ya da size farklı bakış açısı kazandıracak milyonlarca içeriğe ulaşabilirsiniz. Etrafınızda gerçekleşen seminerler, eğitimler, bilimsel etkinlikler hepsi birer öğrenme yeridir. Mahmut Hoca’nın sözünü hatırlamak gerekir: “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında bir dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur.” Belki de Rıfat Ilgaz o yıllardan bize bir mesaj gönderiyordu.

Bilgi güçtür, lütfen okuyun, araştırın, öğrenin. Bilgi toplumunda, iş dünyasında ayakta kalmanın ve başarılı olmanın yolu budur. Ne bildiğinizi, ne bilmediğinizi, neyi bilmeniz gerektiğini, neyi bilmeyi hedeflediğinizi belirleyin ve sonuna kadar öğrenin.